|
Çalışmayı büyük titizlikle okuyan ve yanlış yazılımları düzelten değerli
öğrencim Elif Nuyan, Metin Becermen ve Neziha Dalgıç'a ayrıca değerli
dostum Alim Yanık'a çok teşekkür ederim.
Önsöz
Elinizdeki çalışmanın amacı Martin Heidegger'in felsefesini, temel görüş
ve kuramlarıyla tanıtmaktır. Bu bir Heidegger felsefesine giriş çalışmasıdır.
Bu nedenle Heidegger'in en büyük eseri olan Varlık ve Zaman aslına uygun
olarak özetlenerek tanıtılmaya çalışıldı. Ayrıca, Heidegger'in çeşitli
düşünceleri hakkında yayınladığım makalelerimi de burada bir araya getirdim.
Heidegger felsefesi hakkında ülkemizde yeterince yayın bulunmamaktadır.
Türkiye Felsefe Kurumu'nun yayınladığı ve Yusuf ÖRNEK'in çevirdiği Metafizik
Nedir?, Ali ILGAT'ın çevirdiği Nedir Bu-Felsefe ve Turhan ILGAZ'ın çevirdiği
Profesör Heidegger'e 1933'te Neler Oldu? adlı eserleri Türkçemizdeki orjinal
kaynaklardır. Bunun yanında Profesör Doktor Doğan ÖZLEM'in Heidegger üzerine
çevirdiği iki kitap ve birçok kişinin yazdığı Heidegger üzerine makaleler
mevcuttur. Dolayısıyla bu çalışmanın, Heidegger felsefesine giriş yapmak
isteyenler için iyi bir başlangıç olacağını düşünüyorum.
Heidegger felsefesiyle uğraşanların da açıkca bildiği gibi, Heidegger'in
kullandığı terminoloji derin bir felsefî anlam yüklüdür. O, sıradan Almancadan
aldığı kavramlara felsefe yükleyerek, felsefeye kazandırmıştır. Bu ise
Heidegger'i başka bir dile çevirmenin zorluğunun temelini oluşturmaktadır.
Bu nedenle burada bazı kavramların Türkçe karşılıklarını ilk kez kullanmayı
denedim. Bu karşılıklar henüz kabul görmemiş bulunan ve belki de ilk defa
benim tarafımdan önerilen karşılıklardır. Heidegger felsefesi üzerine
ülkemizdeki çalışmalar çoğaldıkça Heidegger'in terminolojisine önerilen
karşılıklar çoğalacak ve sonunda bazıları elenerek asıl anlamına daha
yakın olanlar felsefe dilimize kazandırılacaktır. Bu amaçla çalışmanın
sonuna bir sözlükçe konularak, Heidegger terminolojisi tanıtılmaya çalışıldı.
Çalışmalarımın ve önerilerimin bu süreci biraz daha hızlandıracağını ve
konu hakkında çalışmak isteyenleri cesaretlendireceğini umuyorum.
Bu çalışmanın basımında gösterdikleri desteğe ve titiz çalışmaları dolayısıyla
Asa Kitabevi'ne ve sahibi Mecit Bilgin'e çok teşekkür ederim. Çalışmayı
büyük titizlikle okuyan ve yanlış yazılımları düzelten değerli dostlarım
Alim Yanık ve Caner Çiçekdağı'na ayrıca çok teşekkür ederim.
Giriş
Martin Heidegger, 20. yüzyıl düşüncesine en fazla etkide bulunan felsefecilerden
biridir. Hayatı boyunca "Varlık'ın Anlamı Nedir?" sorusuna yanıt
aramış, düşüncesini bu soru çerçevesinde yoğunlaştırarak, felsefe tarihini
incelemiştir. "Varlık'ın Anlamı Nedir?" sorusuna sistematik
bir yanıt verebilmesi onun engin felsefe tarihi bilgisine bağlıdır. Yıllarca
Antik Çağ üzerine verdiği ders ve seminerler onun varlık karşısındaki
tutumuna yön vermiştir. Felsefe tarihindeki uzun süren varlık incelemesi
ve varlık kavramı üzerine yaptığı etimolojik araştırmalar onu, Sokrates
öncesi doğa felsefecilerine yöneltmiştir. Heidegger, doğa filozoflarının
varlığı önsel ve dolaysız bir biçimde kavradıklarını ileri sürmüştür.
Fakat Platon'la birlikte varlığın önsel ve dolaysız kavranışı, metafiziğin
etkisi sonucu üstünü kapanmış ve örtüsünün altına gizlenmiştir. Heidegger'e
göre, Platon, Batı metafiziğinin de başlatıcısı olmuştur. Felsefe, artık
metafiziğin varlığı açıklama evrenidir. Aristoteles'le devam eden bu metafizik
varlık anlayışı Orta Çağ'da, dinsel anlam kazanarak, İlahî Varlık alanına
dönüşmüştür. Descartes'la başlayan Modern Batı Felsefesinin, varlığı epistemoloji
temelli bir metafizik anlayışla ele aldığını ileri süren Heidegger, en
büyük karşı çıkışını Kartezyen geleneğe yapmıştır.
Heidegger'in amacı, Kartezyen geleneğe bağlı olan epistemoloji temelli
düalist varlık anlayışını yeniden yorumlayarak (tahrip ederek), yerine
ontoloji temelli varlık kuramı geliştirmekti. Bu amacını Varlık ve Zaman
adlı eserinde gerçekleştirerek çağımızın varlık kuramlarını etkiledi.
Martin Heidegger'i anlamak ve onun çağımızdaki konumunu belirlemek için
ondan önceki felsefî gelişmeleri de anlamak gerekir. Özellikle Descartes'la
başlayan felsefe ve sonraki gelişmeler varlık bağlantısı içinde yorumlanmalıdır.
Descartes'ı modern felsefenin kurucusu ve babası yapan nedir? Descartes
felsefesinde ne vardı ki felsefenin akışı ve bakış açısı değişti? Niçin
modern felsefeyi Descartes'la başlatıyoruz da Bacon, Galileo, Kopernik
ya da Kepler'le başlatmıyoruz? Descartes'ı Descartes yapan nedir?
Yanıt tek kelimeyle "cogito" dur. Çünkü Descartes sonrası tüm
filozoflar, felsefenin temeline cogito'nun değişik formlarını koyarak,
felsefe yapmaya başladılar. Bunlar Spinoza, Leibniz, Locke, Hume, Berkeley,
Kant, Fichte, Schelling, Hegel, Dilthey ve Husserl'dir. Heidegger'e göre,
bu geleneği ilk defa cesurca tartışan ve reddeden son Batı metafizikçisi
Nietzsche'dir.
Cogito'nun temele alınması ve bunun bilgi kuramsal bir ontoloji ile açıklanma
çabası aynı zamanda bilimleri de ön plana çıkarttı. Çünkü cogito'da hiç
sarsılmadan ve açık olarak var olan kesinlik, bilimlere matematik öğelerin
kesinliği olarak yansıdı. Matematiğin doğruluğu, kesinliği, değişmezliği
ve evrenselliği kendini bilimlerin yasalarındaki matematik ifadelerde
buldu. Kartezyen gelenekle başlayan cogito merkezli felsefe ve bilim anlayışları
17. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti.
Cogito, Spinoza'da Bir, Leibniz'de monad, empiristlerden Locke ve Hume'da
içi boş levha olan özne, Berkeley'de ruh, Kant'ta transendental özne,
Fichte ve Schelling'te Ben ve son olarak Hegel'de de Mutlak Tin oldu.
Tüm modern filozoflar cogito'yu öznenin değişik formları olarak kavrayıp
onu açıklamaya çalıştılar. Heidegger'e göre, tüm modern felsefe aslında
cogito felsefesinden ve epistemolojik felsefeden başka bir şey değildir.
Niçin varlık? 'Varlık' terimi çeşitli karşıtlıkları içerir. O, ilk olarak
bilgi ve bilim ile çelişir. Heidegger'in zamanındaki ve daha önceki birçok
filozof, özellikle de, Kant'ı takip ettiğini iddia edenler, "ne bilebiliriz?"
ve "bilimlerin temelleri nelerdir?" gibi soruları sorarak, temelde
epistemolojiyle ya da bilgi kuramıyla ilgilendiler. Heidegger epistemolojiye
karşıydı. Bilgi kuramı sürekli bıçağını biler, fakat bir türlü işe başlayamazdı.
Bilgi, özellikle bilimin sistematik bilgisi bir taraftan bilen, diğer
taraftan hakkında bilinmek istenen obje ya da objeler alanı arasında bir
bağlantıyı içerir.
Fakat tüm bu felsefeler bir şeyi unutmuştu. Unutulan zaman'dı. Cogito'nun
tüm formlarında zaman ya göz ardı edildi, ya cogito'nun içine ya da cogito'nun
dışına konuldu. Hiçbir biçimde, zaman ve cogito birlikte kavranılmadı.
Bu bir eksiklikti, bu Dasein'ın kendisini gizlemesi, üstünü örtmesi ve
kendisini yanlış yorumlamasından başka bir şey değildi. O halde "Varlık'ın
anlamı" yeniden sorgulanmalıydı.
Heidegger'e göre, ilk defa Kant, cogito'yu zamanla birlikte ele aldı.
Fakat Kant, kartezyen geleneğe olan aşırı sadakati sonucu zamanın, "Varlık'ın
anlamı" olduğunu göremedi. Kant sonrası felsefeler, cogito'nun değişik
formlarını ele alıp açıklamaya devam ettiler. 19. yüzyıl felsefe akımlarından
Alman romantiklerinin temsilcileri Fichte, Schelling ve Hegel cogito merkezli
kuramlarını iyice kavramlaştırıp, soyutlayarak "Varlık'ın anlamını"
mutlak tinde aradılar. Zamanı da mutlak tinin açılımında ortaya çıkan
tarih kavramıyla açıkladılar. 19. yüzyılın diğer bir felsefe akımı olan
pozitivizm ise, zamanı nesnel bir yorumla ele alarak fiziksel olanla ilişkilendirdi.
Sonuçta 19. yüzyıl felsefeleri zaman ve varlığın birbirleriyle olan bağlantısını
kavramaktan çok uzak kuramlar ortaya koydular.
Heidegger, 19. yüzyılın sonlarına damgasını vuran bir Danimarkalı ve üç
Alman filozofuyla birlikte başlayan yaşam felsefesi anlayışının, epistemoloji
temelli kartezyen geleneğini yerinden sarstığını öne sürer. Bunlar, Kierkegaard,
DiltheyNietzsche ve Husserl'dir. Kierkegaard'ın Hegel'in sistem felsefesini
eleştirmesi ve bireyin önemini vurgulaması, Dilthey'in tin bilimlerine
önem vermesi sonucu yaşam ve tarih kuramlarını geliştirmesi ve Nietzsche'nin
Batı metafiziğini ve kartezyen geleneği acımasızca eleştirmesi, Heidegger'in
görüşlerini derinden etkilemiştir. Husserl'in fenomenolojik yöntemini
kendine örnek alan Heidegger, varlık felsefesinin ancak fenomenolojik
yöntem ile olabileceğini ileri sürmüştür.
20. yüzyıl artık kartezyen geleneğin terk edildiği yüzyıldır. Önce yaşam
ve tarih felsefesi, kartezyen geleneği eleştirmeye başladı. Daha sonra
varlık felsefesi, kartezyen geleneği tamamen reddetti. Heidegger'e göre,
artık cogito merkezli felsefeler yerini varlık merkezli felsefelere bırakmalıdır.
Bunun için epistemoloji temelli veya kartezyen geleneğe bağlı varlık felsefelerinden
vazgeçilmelidir. Çünkü felsefenin Varlık'ı sorgulaması ve anlaması, epistemoloji
ile olamaz. Felsefenin konusu, temel ontolojidir. "Varlık'ın anlamı
nedir?" sorusu, temel ontolojinin sorguladığı tek sorudur. Böyle
bir soru da ancak kendisinde Varlık'ı açabilecek bir varolanın sorabileceği
sorudur. Kendisini kendinde Varlık olarak açan tek varlık Dasein'dır.
O halde, temel ontolojinin, yani felsefenin görevi, Dasein'ın Varlık'ını
serimleyerek, Varlık'ı açığa çıkarmaktır. Varlık'ı açmanın yöntemi, fenomenolojidir.
Dasein'ın varoluşunun analitik serimlenmesinde Varlık'ın anlamının zaman
olarak ortaya konulması fenomenolojinin görevidir. Heidegger'e göre, ontoloji,
yalnızca fenomonoloji ile olanaklıdır.
Bu nedenle, Birinci Bölüm Heidegger'in varlık felsefesine ayrılmıştır.
Bu bölümdeki amacım, Heidegger'in ünlü eseri Varlık ve Zaman'ı aslına
uygun olarak ele alarak "Varlık'ın anlamı nedir?" sorusunu cevaplamaktır.
Varlık ve Zaman bu bölümde ayrıntılı olarak incelenerek, sorumuzun aydınlatılması
sağlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca çeşitli dergilerde yazdığım makalelerden
ve kongrelerde verdiğim bildirilerden yararlanarak, bu bölüme bir çeşitlilik
katmaya çalıştım. "Varlık'ın Anlamı Üzerine", "Zaman ve
Varlık", "Descartes'ın Varlık Kuramının Eleştirisi" ve
"İnsan Problemi" alt başlıklarıyla Heidegger'in varlık felsefesini
değişik boyutlarda ele almak suretiyle, sorumuzun çerçevesini ve irdelenmesini
geniş tutmaya çalıştım. Doğal olarak bu bölümde bazı tekrarlara rastlamak
olanaklıdır. Zaten Heidegger'in yayınlarında da bu tür tekrarlar çokça
yapılmaktadır. Bundan dolayı, Heidegger'i anlatmak ve açıklamak, bazı
konuların tekar edilmesini zorunlu kılmaktadır.
İkinci Bölüm'de Heidegger'in bilgi ve bilim felsefesi ele alınmaktadır.
Bilgi anlayışı doğrudan varlık anlayışıyla ilgili olduğu için burada araştırılan
ve irdelenen yine varlığın kendisidir; çünkü Heidegger'e göre, bilgi ve
bilim, ontolojiye göre ikincil olandır. Varlık'ın varoluşsal yapısı yine
varlığın kendisinde serimlendiği sürece Varlık varolmasının farkına da
varacaktır. O halde, Varlık'ın hakikati veya doğruluğu varolmanın kendisini
açtığı varlıkta ortaya çıkacaktır. Bu açıdan bilgi ve bilim anlayışı ele
alındığı zaman, yine varlık felsefesinde öne sürdüğümüz bazı açıklamaları
bu bölümde de zaman zaman tekrarlamış olmaktayız. Geleneksel bilgi anlayışı
ile Heidegger'in bilgi anlayışı karşılaştırılarak, açıklık doğruluk kuramının
ne olduğu irdelenmektedir ve bu kuramın sanatla olan bağıntısı ortaya
konulmaktadır.
Üçüncü Bölüm'de ise Heidegger'in teknoloji felsefesi yine varlık kuramıyla
olan ilişkisi içinde irdelenmektedir. Heidegger'in yazdığı bir makale
burada tam olarak çevrilerek, okuyucuya sunulmaktadır.
Dördüncü Bölüm, tarih felsefesine ayrılmıştır. Tarih felsefesine yapılan
genel bir girişten sonra, Heidegger'in Varlık ve Zaman adlı eserini temele
alarak yazılan iki kitaptan tarihle ilgili bölümler Türkçeye çevrilerek,
sizlere sunulmaktadır. Buradaki amacım, varlığın tarihselliğini, zamansallığını,
sonluluğunu ve göreceliğini açığa çıkarmaktır.
Beşinci Bölüm, Heidegger'in düşün yaşamı ve eserlerine ayrılmıştır. Heidegger'in
düşüncesinin gelişim aşamaları kronolojik olarak serimlenerek, düşünceleri,
eserleri ve söyledikleri tanıtılmaktadır. Heidegger'in yazdığı tüm eserlerin
bir listesinin yanı sıra Türkçedeki eserlerinin listesi de verilmektedir.
|